Yıllarca biriktirip sıfır bir araç alıyorsunuz. Birkaç hafta sonra gösterge panelinde "motor arızası" uyarısı beliriyor. Servise götürüyorsunuz, arızayı siliyorlar, aracı teslim alıyorsunuz. On gün sonra aynı uyarı tekrar yanıyor. Yine servis, yine bir açıklama. Üçüncü kez aynı noktaya geldiğinizde artık sorun sadece teknik değil: o araca güveniniz kalmamıştır.
Bu tabloyu büromda sık görüyorum ve müvekkillerin karşılaştığı cevap da hep aynı: "Garanti kapsamında tamir ediyoruz, sorun kalmaz." Oysa Türk tüketici hukuku, tekrarlayan arıza karşısında tüketiciyi sonsuza kadar tamire mahkûm etmez. Bu yazıda, sıfır araçta kronik arıza yaşandığında hangi hakların doğduğunu, bu hakların hangi şartlarda kullanılabileceğini ve — belki en önemlisi — süreci baştan doğru kurgulamanın neden davanın kaderini belirlediğini anlatacağım.
Önce Temel: Sıfır Araçta "Ayıp" Ne Demek?
6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun'un 8. maddesine göre ayıplı mal, tüketiciye teslimi anında kararlaştırılan örnek ya da modele uygun olmayan, objektif olarak sahip olması gereken özellikleri taşımayan ya da tüketicinin makul beklentilerini karşılamayan maldır.
Buradaki kritik kavram "tüketicinin makul beklentisi"dir. Bir aracın 200.000 kilometrede katalizör değişimine girmesi olağandır; aynı arızanın 3.000 kilometrede ortaya çıkması değildir. Sıfır kilometre araçtan beklenen, belirli bir kullanım süresi boyunca sorunsuz çalışmasıdır. Mahkemeler bu beklentiyi ciddiye alır.
Ayrıca ayıbın gizli olması, yani teslim anında görünmemesi hakkınızı ortadan kaldırmaz; tam tersine, üretimden kaynaklanan gizli ayıp iddiasının temelini oluşturur.
Dört Seçimlik Hakkınız Var — Ve Seçim Sizindir
Kanun'un 11. maddesi, malın ayıplı olduğu anlaşıldığında tüketiciye dört seçimlik hak tanır:
- Sözleşmeden dönme: Aracı iade edip ödediğiniz bedelin tamamını geri almak.
- Ayıp oranında bedel indirimi: Aracı alıkoyup satış bedelinden indirim istemek.
- Ücretsiz onarım: Tüm masraflar satıcıya ait olmak üzere tamir talep etmek.
- Ayıpsız misli ile değişim: Aracın sıfırı ve sorunsuzuyla değiştirilmesini istemek.
Maddenin son cümlesi çok nettir: "Satıcı, tüketicinin tercih ettiği bu talebi yerine getirmekle yükümlüdür." Yani hangi hakkın kullanılacağına satıcı ya da yetkili servis değil, tüketici karar verir. Uygulamada en sık yaşanan hak kaybı tam burada doğuyor: tüketici değişim istiyor, servis "önce bir tamir edelim" diyor, tüketici kabul ediyor ve farkında olmadan seçimlik hakkını onarım yönünde kullanmış oluyor.
Üstelik ücretsiz onarım ve misli ile değişim hakları yalnızca satıcıya değil, üretici veya ithalatçıya karşı da kullanılabilir; bu üçü müteselsilen sorumludur. Yani bayi "biz sadece satıcıyız" diyerek sorumluluktan sıyrılamaz.
Tamir Ettirdiyseniz Hakkınız Bitmez — Asıl Kural Burada
Bir kez onarım seçtiniz diye kapı kapanmaz. Garanti Belgesi Yönetmeliği'nin 9. maddesi, ücretsiz onarım hakkını kullanan tüketiciye üç ayrı durumda yeniden seçimlik hak tanır:
- Malın garanti süresi içinde tekrar arızalanması — kronik arıza dosyalarının belkemiği budur.
- Tamir için gereken azami sürenin aşılması.
- Tamirin mümkün olmadığının yetkili servis, satıcı, üretici veya ithalatçı tarafından raporla belirlenmesi.
Bu durumlardan biri gerçekleştiğinde tüketici, bedel iadesini, ayıp oranında indirimi veya imkân varsa ayıpsız misli ile değişimi talep edebilir ve yönetmeliğin ifadesiyle "satıcı, tüketicinin talebini reddedemez." Bu talebin yerine getirilmemesi hâlinde satıcı, üretici ve ithalatçı müteselsilen sorumludur.
Dikkat edilmesi gereken bir ayrıntı: yönetmelik "aynı arızanın tekrarlaması" demiyor, "malın tekrar arızalanması" diyor. Yani farklı arızalar da bu kapsamda değerlendirilebilir. Ayrıca tamirde geçen süre garanti süresine eklenir — servisde geçen günler garantinizden düşülmez.
Süreler: 30 İş Günü ve Azami Tamir Süresi
Kanun'un 11/4. maddesi uyarınca, ücretsiz onarım veya misli ile değişim talebiniz, talebin satıcıya, üreticiye veya ithalatçıya yöneltilmesinden itibaren azami otuz iş günü içinde yerine getirilmek zorundadır. Motorlu araçlar bakımından ayrıca Satış Sonrası Hizmetler Yönetmeliği ekindeki listede öngörülen azami tamir süresi geçerlidir.
Bu süre aşıldığında kanunun ifadesi çok açık: "Aksi hâlde tüketici diğer seçimlik haklarını kullanmakta serbesttir." Yani aracınız servise girdi ve azami tamir süresini aşacak şekilde bekletildiyse, tamiri beklemek zorunda değilsiniz; doğrudan bedel iadesi veya değişim talebine geçebilirsiniz. Bu nedenle aracın servise giriş ve çıkış tarihlerini belgelemek son derece önemlidir.
İlk Altı Ay: İspat Yükü Sizde Değil
Tüketicilerin çoğunun bilmediği ve avukat olarak dosyalarda en çok dayandığım hüküm bu: Kanun'un 10. maddesine göre teslim tarihinden itibaren altı ay içinde ortaya çıkan ayıpların, teslim tarihinde var olduğu kabul edilir. Bu durumda malın ayıplı olmadığını ispat yükü satıcıya aittir.
Pratikte bu, dosyanın dengesini tamamen değiştirir. Aracınız teslimden dört ay sonra arıza vermeye başladıysa, arızanın üretimden kaynaklandığını sizin ispat etmeniz gerekmez; satıcının, ayıbın sonradan ve sizin kullanımınızdan doğduğunu ispat etmesi gerekir. Bu nedenle ilk altı ay içindeki her arıza kaydının servis kayıtlarına geçirilmiş olması kritik önemdedir.
Zamanaşımı: İki Yıl — Ama İstisnası Var
Kanun'un 12. maddesine göre ayıplı maldan sorumluluk, ayıp daha sonra ortaya çıkmış olsa bile, malın tüketiciye teslim tarihinden itibaren iki yıllık zamanaşımına tabidir.
Ancak aynı maddenin üçüncü fıkrası çok önemli bir kapı açar: "Ayıp, ağır kusur ya da hile ile gizlenmişse zamanaşımı hükümleri uygulanmaz." Üretici ya da satıcının bilinen bir üretim kusurunu tüketiciden gizlediği hâllerde iki yıllık süre işlemez. Bu, özellikle seri üretim hatası niteliğindeki arızalarda değerlendirilmesi gereken bir istisnadır.
Yargıtay Ne Diyor? — 2026 Tarihli Güncel Bir Karar
Yukarıda anlattıklarım soyut kurallar değil. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 15.01.2026 tarihli, 2025/3115 E., 2026/126 K. sayılı kararı[1], bu yazının anlattığı senaryonun neredeyse birebir karşılığıdır.
Olayda tüketici, 02.12.2021 tarihinde sıfır bir araç satın alıyor. Yaklaşık iki ay içinde araç üç kez arıza veriyor: önce partikül filtresi kaynaklı motor arızası, sonra AdBlue seviyesi, ardından katalizör arızası. Tüketici üçüncü arızada onarımı kabul etmeyip ayıpsız misli ile değişim talep ediyor; satıcı ise "basit bir parça değişimi ile giderilebilecek bir arıza" olduğunu, değişim talebinin orantısız güçlük yaratacağını savunuyor.
Yargıtay, yerel mahkeme ve bölge adliye mahkemesinin değişim kararını onuyor. Gerekçedeki tespitler, benzer dosyalar için yol gösterici:
- Arıza, araç performansını etkileyebilecek ve gösterge ekranında sürekli uyarı vererek sürücüyü sürüşte tedirgin edecek niteliktedir.
- Araç 3.838 kilometrede, çok yeni bir araçtır; arıza ve servis onarım kayıtları servis sisteminde görüneceğinden ikinci el satışta değer kaybına yol açacaktır.
- Sıfır kilometre araçtan beklenen fayda elde edilememiştir; tüketicinin seçimlik hakkını misli ile değişim şeklinde kullanması hakkaniyete ve taraflar arasındaki menfaat dengesine uygundur.
- Bir alt derece mahkemesinin ifadesiyle: sıfır olarak alınan araçtaki bu sorunlarla tüketicinin aracı kabul etmesi kendisinden beklenemez.
Kararın belki de en pratik sonucu ise satıcıların standart savunmasına verdiği cevaptır. Davalılar, değişim hâlinde tüketicinin araçtan yararlandığı süreye ilişkin kullanım bedelinin mahsup edilmesini istemişti. Yargıtay bu talebi reddetti: 6502 sayılı Kanun'da kullanım bedelinin mahsubuna ilişkin bir düzenleme bulunmadığını, üstelik tüketici aracı kullanırken satıcının da ödenen bedeli kullandığını, dolayısıyla böyle bir mahsubun Kanun'un özü ve ruhuna aykırı olduğunu belirtti.
Bu, tüketici lehine son derece önemli bir tespittir: hakkınızı ararken geçen süre, aracı kullandığınız gerekçesiyle size fatura edilemez.
"Orantısız Güçlük" Savunmasına Dikkat
Karşı tarafın en sık kullandığı savunma budur. Kanun'un 11/3. maddesi, misli ile değişimin satıcı için orantısız güçlük doğuracağı hâllerde tüketicinin sözleşmeden dönme veya bedel indirimi haklarından birini kullanabileceğini söyler. Orantısızlığın tayininde malın ayıpsız değeri, ayıbın önemi ve diğer seçimlik haklara başvurmanın tüketici açısından sorun teşkil edip etmeyeceği dikkate alınır.
Yani "değişim pahalıya mal olur" demek tek başına yeterli değildir; ayıbın önemi ve tüketicinin durumu birlikte değerlendirilir. Yukarıdaki kararda görüldüğü gibi, arızanın araç güvenliğine ve değerine etkisi ortaya konulduğunda bu savunma sonuç vermemektedir.
Ne Yapmalısınız? — Dosyanızı Baştan Doğru Kurun
Bu tür dosyalarda kaybedilen davaların çoğu hukuki argüman zayıflığından değil, belge eksikliğinden kaybediliyor. Sırasıyla şunları öneriyorum:
- Her servis girişinde iş emri / servis formu alın. Sözlü olarak "arızayı sildik" denip kayıt açılmaması, en sık karşılaştığım delil kaybıdır. Kayıt yoksa, hukuken o başvuru hiç olmamıştır.
- Giriş ve çıkış tarihlerini not edin. Azami tamir süresinin aşılıp aşılmadığı buradan hesaplanır.
- Arıza uyarılarını görüntüleyin. Gösterge panelindeki uyarının tarihli fotoğrafı ve varsa video kaydı, bilirkişi incelemesinde işe yarar.
- Talebinizi yazılı ve net biçimde bildirin. Hangi seçimlik hakkı kullandığınızı açıkça yazın. Uygulamada bunun en güvenli yolu noter aracılığıyla ihtarname göndermektir; hem tarih hem içerik kesinleşir.
- "Bir kere daha deneyelim" baskısına temkinli yaklaşın. Değişim ya da iade talebiniz varsa, onarıma onay vermeden önce hukuki durumunuzu değerlendirin.
- Arıza hâlihazırda mevcutsa vakit kaybetmeden delil tespiti düşünün. Bir sonraki tamir, ispat etmeye çalıştığınız arızayı ortadan kaldırabilir. Aşağıdaki bölümde ayrıntısını anlattım.
Delil Tespiti: Arıza Kaybolmadan Rapor Aldırmak
Bu bölümü ayrıca açmak istiyorum, çünkü uygulamada en çok kaybedilen şey haklılık değil; haklılığın ispat imkânıdır.
Sorunun kaynağı, bu tür uyuşmazlıkların doğasında saklı: ayıplı mal, aynı zamanda tamir edilen maldır. Her servis ziyaretinde arızalı parça sökülüp yenisiyle değiştirilir, hafızadaki arıza kaydı silinir, gösterge panelindeki uyarı söner. Aylar sonra mahkemenin görevlendirdiği bilirkişi aracı incelemeye geldiğinde, şikâyet ettiğiniz arıza fiilen ortada olmayabilir. Karşı taraf da tam bu noktaya oynar: "Araçta bugün itibarıyla herhangi bir arıza tespit edilmemiştir."
İşte bu risk, Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun delil tespiti kurumuyla karşılanır.
Delil Tespiti Nedir, Ne Zaman İstenir?
HMK'nın 400. maddesine göre taraflardan her biri, görülmekte olan bir davada henüz inceleme sırası gelmemiş yahut ileride açacağı davada ileri süreceği bir vakıanın tespiti amacıyla keşif yapılmasını, bilirkişi incelemesi yaptırılmasını ya da tanık ifadelerinin alınmasını talep edebilir.
Buradaki kritik ifade "ileride açacağı davada"dır: delil tespiti için önce dava açmanız gerekmez. Henüz ihtarname aşamasındayken, hatta satıcıyla yazışmalar sürerken bile başvurabilirsiniz.
Maddenin ikinci fıkrası ise sizin durumunuzu neredeyse tarif eder gibidir: delil tespiti istenebilmesi için hukuki yararın varlığı gerekir ve "delilin hemen tespit edilmemesi hâlinde kaybolacağı yahut ileri sürülmesinin önemli ölçüde zorlaşacağı ihtimal dâhilinde bulunuyorsa hukuki yarar var sayılır."
Sürekli tamire giren, arıza kayıtları silinen, parçaları değiştirilen bir araçta bu şartın karşılandığını ortaya koymak genellikle zor değildir. Aksine, tespit yaptırmadan beklemek çoğu zaman telafisi güç bir tercih olur.
Nereye Başvurulur?
HMK m. 401'e göre henüz dava açılmamışsa delil tespiti, esas hakkındaki davaya bakacak olan mahkemeden (araç uyuşmazlıklarında tüketici mahkemesi) veya üzerinde keşif yahut bilirkişi incelemesi yapılacak şeyin bulunduğu yer sulh hukuk mahkemesinden istenebilir. Aracınız Çanakkale'deyse, aracın bulunduğu yer mahkemesine başvurmak pratik bir kolaylık sağlar.
Aynı maddenin üçüncü fıkrası önemli bir güvence içerir: esas hakkında açılan davada, delil tespiti yapan mahkemenin yetkisiz ve görevsiz olduğu ileri sürülemez. Yani "yanlış mahkemeye başvurdum, tespit boşa gitti" endişesi taşımanıza gerek yoktur.
Talep dilekçeyle yapılır. Dilekçede tespiti istenen vakıa, bilirkişiye sorulması istenen sorular, delillerin kaybolacağı veya gösterilmesinde zorlukla karşılaşılacağı kuşkusunu uyandıran sebepler ve aleyhine tespit istenen kişinin bilgileri yer alır (HMK m. 402). Bilirkişiye yöneltilecek soruların doğru kurgulanması, raporun sonraki davada işe yarayıp yaramayacağını belirler — bu nedenle dilekçeyi baştan hukuki destekle hazırlamak yerinde olur.
Acele hâllerde, yani talep sahibinin haklarının korunması bakımından zorunluluk bulunan durumlarda, karşı tarafa tebligat yapılmaksızın da tespit yapılabilir (HMK m. 403). Tespitten sonra belgeler karşı tarafa mahkemece tebliğ edilir ve karşı taraf bir hafta içinde itiraz edebilir.
Alınan Rapor Sonradan Ne İşe Yarar?
HMK m. 405 bu sorunun cevabını veriyor: delil tespiti dosyası, asıl dava dosyasının eki sayılır ve onunla birleştirilir. Asıl davanın taraflarından her biri, iddia veya savunmasını ispat için bu tutanak ve raporlara dayanabilir.
Yani bugün aldırdığınız rapor, aylar sonra açılacak davanın dosyasına doğrudan girer. Aracın o günkü hâli, arızanın o günkü varlığı ve niteliği kayıt altına alınmış olur. Araç sonradan tamir edilse bile, tespit anındaki durum belgelenmiştir.
Bunun ikinci bir faydası daha var: elinizde bağımsız bir bilirkişi raporu bulunması, arabuluculuk ve müzakere aşamasında konumunuzu ciddi biçimde güçlendirir. Karşı tarafın "basit bir parça arızası" savunması, teknik bir raporla karşılandığında ağırlığını kaybeder. Birçok dosya, dava aşamasına hiç gelmeden bu noktada çözülür.
Daha sınırlı bir alternatif olarak, noterlerin Noterlik Kanunu uyarınca yapacağı vakıa tespiti de mümkündür (HMK m. 401/2 bu hükümleri saklı tutar). Bu yol daha hızlı ve düşük maliyetlidir; ancak teknik bir bilirkişi değerlendirmesi içermediği için, arızanın üretim kaynaklı olup olmadığı gibi uzmanlık gerektiren konularda mahkeme yoluyla delil tespitinin yerini tutmaz.
Bir uyarı: delil tespiti bir dava değildir; talebinizi karşı tarafa yöneltmenin ya da süresinde başvuruda bulunmanın yerine geçmez. Tespit yaptırmış olmak, seçimlik hakkınızı kullanmayı veya zamanaşımı süresini gözetmeyi ertelemenizin gerekçesi olamaz. Doğru strateji, tespiti diğer adımlarla birlikte yürütmektir.
Başvuru Yolu: Hakem Heyeti mi, Tüketici Mahkemesi mi?
Bu, uyuşmazlığın parasal değerine bağlıdır. 1 Ocak 2026'dan itibaren değeri 186.000 TL'nin altında kalan uyuşmazlıklarda Tüketici Hakem Heyetine başvuru zorunludur. Sıfır araç uyuşmazlıklarında talep edilen değer (aracın bedeli ya da misli değeri) çoğunlukla bu sınırın üzerinde kaldığından, dosyalar genellikle Tüketici Mahkemesi önüne gider ve öncesinde dava şartı olan arabuluculuk sürecinin tamamlanması gerekir.
Mahkeme aşamasında dosyanın kaderini büyük ölçüde bilirkişi raporu belirler. Arızanın üretim kaynaklı olup olmadığı, aracın performansına ve değerine etkisi, ikinci el değer kaybı gibi hususlar burada tespit edilir. Rapora karşı süresinde ve teknik olarak doğru itiraz yöneltmek, çoğu dosyada belirleyici olur. Tüketici hukukunun genel çerçevesi, parasal sınırlar ve hakem heyeti süreci hakkında ayrıntılı bilgi için 6502 sayılı Tüketici Kanunu ve ayıplı mal rehberimizi de inceleyebilirsiniz.
Sonuç: Tamir Döngüsüne Mahkûm Değilsiniz
Sıfır araçta tekrarlayan arıza, hukuken "şanssızlık" değil; kanunun açıkça sonuç bağladığı bir durumdur. Garanti süresi içinde tekrar arızalanan bir araç için tüketici, bedel iadesi veya ayıpsız misli ile değişim isteyebilir ve satıcı bu talebi reddedemez. Yargıtay da 2026 tarihli güncel kararında, sıfır araçtan beklenen faydanın elde edilemediği hâllerde değişim talebini hakkaniyete uygun bulmuştur.
Ancak bu hakların hepsi belgeye dayanır. Her servis ziyaretinin kayda geçmesi, taleplerin yazılı yapılması, seçimlik hakkın bilinçli kullanılması ve gerektiğinde arıza kaybolmadan delil tespiti yaptırılması sonucu belirleyen unsurlardır. Unutmayın: bu dosyalarda genellikle haklılık değil, haklılığın ispatı kaybedilir. Çanakkale ve çevresinde ayıplı araç, kronik arıza ve tüketici uyuşmazlıklarında Çanakkale Tüketici Avukatı olarak hukuki destek sunuyor; süreci baştan doğru kurgulamanız için iletişim sayfamızdan bize ulaşabilirsiniz.
Bu yazı genel bilgilendirme amaçlıdır ve hukuki danışmanlık yerine geçmez. Parasal sınırlar her yıl yeniden değerleme oranına göre güncellenmektedir. Somut durumunuza özgü değerlendirme için bir avukata danışmanızı öneririm.
Kaynak Kararlar ve Mevzuat
- Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, 2025/3115 E., 2026/126 K., 15.01.2026 tarih. Sıfır kilometre araçta üretimden kaynaklı gizli ayıp nedeniyle ayıpsız misli ile değişim; kullanım bedelinin mahsubu talebinin 6502 sayılı Kanun'un özü ve ruhuna aykırı bulunmasına ilişkindir. Tam metin için: mevzuat.adalet.gov.tr üzerinden karar metni. ↩ Metne dön
- 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun m. 8, 10, 11 ve 12; Garanti Belgesi Yönetmeliği m. 6 ve 9; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 400, 401, 402, 403 ve 405 (delil tespiti).