Telefon çoğu zaman gece gelir. Gözaltındaki yakınınız savcılığa, oradan sulh ceza hâkimliğine sevk edilmiştir ve sorgunun sonunda tek kelime duyarsınız: tutuklandı.

O andan itibaren aileler iki şeyi bilmek ister: Ne zaman çıkar ve bunun için ne yapılabilir?

İlk soruya dürüst bir cevap vermek mümkün değildir; bu, dosyanın içeriğine bağlıdır. İkinci sorunun cevabı ise nettir. Tutuklama bir ceza değil, yargılama bitene kadar başvurulan geçici bir koruma tedbiridir. Kanun bu tedbirin sürekli denetlenmesini ister ve bunun için birden fazla yol öngörür: karara itiraz, her aşamada verilebilen tahliye talebi ve hâkimin kendiliğinden yapmak zorunda olduğu tutukluluk incelemesi.

Bu yolların her birinin süresi, mercii ve işlevi farklıdır. Aşağıda Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (CMK) güncel metni üzerinden hepsini sırayla anlatıyorum.

Tutuklama Hangi Şartlarda Verilebilir?

İtirazın neye dayanacağını anlamak için önce kararın neye dayanması gerektiğini bilmek gerekir. CMK m. 100/1'e göre tutuklama kararı verilebilmesi için şu unsurların bir arada bulunması şarttır:

  • Kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut deliller,
  • Bir tutuklama nedeni,
  • Ölçülülük. İşin önemi, verilmesi beklenen ceza veya güvenlik tedbiri ile ölçülü değilse tutuklama kararı verilemez.

Tutuklama nedenleri m. 100/2'de sayılmıştır: şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olguların bulunması; ya da davranışlarının delilleri yok etme, gizleme, değiştirme veya tanık, mağdur ya da başkaları üzerinde baskı kurma girişimi konusunda kuvvetli şüphe oluşturması.

"Katalog suç" otomatik tutuklama demek değildir

Maddenin üçüncü fıkrası bir suç listesi içerir: kasten öldürme, belirli nitelikli yaralama hâlleri, cinsel saldırı (birinci fıkra hariç), çocukların cinsel istismarı, hırsızlık ve yağma, uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti, kadına karşı işlenen kasten yaralama, sağlık personeline ve öğretmenlere karşı görevleri sırasında veya görevleri nedeniyle işlenen kasten yaralama bu listede yer alan suçlardan bazılarıdır.

Uygulamada bunlara "katalog suç" denir ve aileler çoğu zaman şunu duyar: "Katalog suç, tutuklama zorunlu." Bu doğru değildir. Kanunun ifadesi şöyledir: bu suçların işlendiği hususunda somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı hâlinde tutuklama nedeni "var sayılabilir." "Sayılır" değil, "sayılabilir." Hâkimin takdir yetkisi sürer; kuvvetli şüphe, ölçülülük ve adli kontrolün yetersizliği yine ayrıca gösterilmek zorundadır.

Tutuklama yasağı

Bazı suçlarda kanun tutuklamayı baştan yasaklar. CMK m. 100/4'e göre sadece adli para cezasını gerektiren suçlarda ve vücut dokunulmazlığına karşı kasten işlenenler hariç olmak üzere hapis cezasının üst sınırı iki yıldan fazla olmayan suçlarda tutuklama kararı verilemez.

Tutuklama Kararında Ne Yazmak Zorunda?

Soruşturma evresinde tutuklamaya Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimi, kovuşturma evresinde ise savcının istemi üzerine veya kendiliğinden mahkeme karar verir (m. 101/1).

Kanun kararın gerekçesi konusunda ayrıntılı bir yükümlülük getirir. CMK m. 101/2 uyarınca tutuklamaya, tutuklamanın devamına veya tahliye isteminin reddine ilişkin kararlarda;

  • a) Kuvvetli suç şüphesini,
  • b) Tutuklama nedenlerinin varlığını,
  • c) Tutuklama tedbirinin ölçülü olduğunu,
  • d) Adli kontrol uygulamasının yetersiz kalacağını

gösteren deliller somut olgularla gerekçelendirilerek açıkça gösterilir. Son bent 2021 yılında 7331 sayılı Kanunla eklenmiştir ve önemlidir: hâkim yalnızca neden tutukladığını değil, neden adli kontrolle yetinmediğini de açıklamak zorundadır.

İyi bir itiraz dilekçesi tam olarak bu dört başlığı takip eder. "Suçun vasıf ve mahiyeti, mevcut delil durumu" gibi her dosyaya uyan kalıp cümlelerle yazılmış bir karar, kanunun aradığı gerekçeyi taşımaz ve itirazın ilk dayanağı budur.

İki usul güvencesi daha var. Kararın içeriği şüpheli veya sanığa sözlü olarak bildirilir, ayrıca bir örneği yazılı olarak kendisine verilir (m. 101/2). Tutuklama istenildiğinde şüpheli veya sanık, kendisinin seçeceği ya da baronun görevlendireceği bir müdafiin yardımından yararlanır (m. 101/3). Sorguda müdafi de hazır bulunur (m. 91/7); yani tutuklama sorgusu müdafisiz yapılmaz.

Bu, kişinin tercihine bırakılmış bir hak değil, zorunlu müdafilik hâlidir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 5 Kasım 2020 tarihli kararına göre, şüpheli veya sanığın tutuklama talebiyle sevk edilmesi (m. 101/3), CMK'da sınırlı olarak sayılan zorunlu müdafilik hâllerinden biridir; bu hâlde şüpheli veya sanığın istemi bulunmasa, hatta açıkça müdafi istemediğini söylese bile müdafi görevlendirilmesi zorunludur. Aynı karar sınırı da çizer: bu zorunluluk ilk tutuklama talebi için öngörülmüştür; tutukluluğun devamına ilişkin kararlar bakımından kanunda ayrı bir zorunlu müdafilik hâli düzenlenmemiştir.[1] Sonraki aşamalarda müdafinin dosyayı kesintisiz takip etmesinin önemi de buradan gelir.

Birinci Yol: Tutuklama Kararına İtiraz

Süre: iki hafta

CMK m. 268/1'in güncel metnine göre itiraz, ilgililerin kararı öğrendiği günden itibaren iki hafta içinde yapılır. Eski yedi günlük süre ezberi hâlâ dolaşımda; kanun metnindeki süre iki haftadır.

Sürenin iki hafta olması beklemek için bir sebep değildir. İtiraz ne kadar erken yapılırsa inceleme o kadar erken başlar ve itiraz, tutukluluğun devamını kendiliğinden durdurmaz (m. 269/1).

Nereye verilir?

İtiraz dilekçesi kararı veren mercie verilir; ya da tutanağa geçirilmek üzere zabıt kâtibine beyanda bulunulur (m. 268/1). Dilekçe doğrudan üst mercie gönderilmez.

Kararı veren hâkim veya mahkeme itirazı yerinde görürse kararını kendisi düzeltir. Yerinde görmezse itirazı en çok üç gün içinde incelemeye yetkili mercie gönderir (m. 268/2).

İtirazı kim inceler?

Bu sorunun cevabı 2021'de değişti ve hâlâ yanlış biliniyor. CMK m. 268/3'e göre:

  • Sulh ceza hâkimliğinin tutuklama ve adli kontrole ilişkin kararlarına karşı itirazı, yargı çevresinde bulunduğu asliye ceza mahkemesi hâkimi inceler (m. 268/3-b). Eskiden bu itirazlar bir sonraki sulh ceza hâkimliğine gidiyordu; tutuklama ve adli kontrol bakımından artık öyle değildir.
  • Sulh ceza hâkimliği işleri asliye ceza hâkimi tarafından görülüyorsa, itirazı ağır ceza mahkemesi başkanı inceler.
  • Asliye ceza mahkemesinin kararlarına itirazı, yargı çevresinde bulunduğu ağır ceza mahkemesi inceler.
  • Ağır ceza mahkemesinin kararlarına itirazı, o yerde birden çok daire varsa numara olarak izleyen daire; tek daire varsa en yakın ağır ceza mahkemesi inceler.

İnceleme nasıl yapılır?

Kural olarak itiraz hakkında duruşma yapılmaksızın, dosya üzerinden karar verilir; gerekli görülürse Cumhuriyet savcısı ve sonra müdafi dinlenir (m. 271/1). Karar mümkün olan en kısa sürede verilir (m. 271/3).

Burada az bilinen bir hak var. İtiraz üzerine Cumhuriyet savcısından görüş alınmışsa, bu görüş şüpheli, sanık veya müdafiine bildirilir ve onlar da üç gün içinde karşı görüşlerini sunabilir (m. 270/2). Savcının tahliyeye karşı yazdıklarına cevap verme imkânı budur ve kullanılmalıdır.

Merci itirazı yerinde görürse yalnızca kararı kaldırmakla yetinmez, itiraz konusu hakkında da karar verir (m. 271/2); yani tahliyeye ya da adli kontrole kendisi hükmeder.

Merciin itiraz üzerine verdiği karar kesindir. Tek istisna, tutuklama kararının ilk defa itiraz mercii tarafından verilmiş olmasıdır; bu hâlde o karara karşı da itiraz yoluna gidilebilir (m. 271/4).

Yakınlar itiraz edebilir mi?

İtiraz hakkı öncelikle şüpheli veya sanığa ve müdafiine aittir. Bunun yanında CMK m. 262, şüpheli veya sanığın yasal temsilcisine ve eşine, ona açık olan kanun yollarına süresi içinde kendiliklerinden başvurma hakkı tanır. Anne, baba ya da kardeş gibi diğer yakınlar bakımından ise yol, bir müdafi görevlendirilmesinden geçer.

İkinci Yol: Tahliye (Salıverilme) Talebi

İtiraz süresi geçti ya da itiraz reddedildi diye yapılacak bir şey kalmadığını düşünmek, bu alandaki en yaygın yanılgıdır.

CMK m. 104/1 açıktır: soruşturma ve kovuşturma evrelerinin her aşamasında şüpheli veya sanık salıverilmesini isteyebilir. Bu talep bir süreye bağlı değildir ve koşullar değiştikçe yinelenebilir.

İtirazla tahliye talebi arasındaki fark şöyle özetlenebilir. İtiraz, verilmiş kararın hukuka aykırı olduğunu ileri sürer ve üst mercie gider. Tahliye talebi ise tutukluluğun artık gerekli olmadığını ileri sürer ve dosyanın bulunduğu hâkim veya mahkemeye yapılır. Delillerin toplanması, tanıkların dinlenmesi, bilirkişi raporunun gelmesi, mağdurun zararının giderilmesi ya da sağlık durumundaki bir değişiklik gibi gelişmeler, itirazın değil tahliye talebinin konusudur.

Usul m. 105'te düzenlenmiştir:

  • Talep üzerine üç gün içinde istemin kabulüne, reddine veya adli kontrol uygulanmasına karar verilir.
  • Örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarda bu süre, kanunda belirtilen istisna dışında, yedi gündür.
  • Bu kararlara itiraz edilebilir. Yani reddedilen her tahliye talebi, yeni bir itiraz imkânı doğurur.

Dosya istinaf ya da temyiz aşamasındaysa talep, bölge adliye mahkemesinin veya Yargıtay'ın ilgili dairesince dosya üzerinden incelenir (m. 104/3).

Soruşturma evresine özgü bir imkân daha var. Cumhuriyet savcısı, şüphelinin adli kontrol altına alınarak serbest bırakılmasını sulh ceza hâkiminden isteyebilir; adli kontrol veya tutuklamanın artık gereksiz olduğu kanısına varırsa şüpheliyi kendiliğinden serbest bırakır (m. 103). Bu nedenle soruşturma aşamasında lehe delillerin savcılığa sunulması da tahliye çalışmasının parçasıdır.

Üçüncü Güvence: Otuz Günde Bir Tutukluluk İncelemesi

Hiçbir talepte bulunulmasa bile tutukluluk kendi hâline bırakılamaz. CMK m. 108 uyarınca:

  • Soruşturma evresinde, en geç otuzar günlük sürelerle, tutukluluğun devamının gerekip gerekmeyeceği konusunda sulh ceza hâkimi tarafından şüpheli veya müdafii dinlenilmek suretiyle karar verilir.
  • Bu inceleme, aynı süre içinde şüpheli tarafından da istenebilir.
  • Kovuşturma evresinde hâkim veya mahkeme, tutukluluğun devamının gerekip gerekmeyeceğine her oturumda, koşullar gerektirdiğinde oturumlar arasında ya da otuz günlük süre içinde kendiliğinden karar verir.

Otuz günlük incelemeler, müdafi için birer fırsattır. Her incelemeden önce dosyadaki yeni gelişmeleri ortaya koyan yazılı bir beyan sunmak, incelemenin kalıp bir "devam" kararıyla geçiştirilmesini zorlaştırır.

Tutukluluk En Fazla Ne Kadar Sürebilir?

CMK m. 102 azami süreleri belirler. Bu süreler dolduğunda tutukluluk sürdürülemez.

  • Ağır ceza mahkemesinin görevine girmeyen işlerde tutukluluk süresi en çok bir yıldır. Zorunlu hâllerde gerekçesi gösterilerek altı ay daha uzatılabilir.
  • Ağır ceza mahkemesinin görevine giren işlerde süre en çok iki yıldır. Zorunlu hâllerde gerekçesi gösterilerek uzatılabilir; uzatma toplam üç yılı, devletin güvenliğine, anayasal düzene, millî savunmaya ve devlet sırlarına karşı suçlar ile Terörle Mücadele Kanunu kapsamındaki suçlarda beş yılı geçemez.
  • Soruşturma evresi için ayrıca bir üst sınır vardır: ağır ceza mahkemesinin görevine girmeyen işlerde altı ay, girenlerde bir yıl. Yukarıda sayılan suçlar ile toplu olarak işlenen suçlarda bu süre en çok bir yıl altı ay olup gerekçesi gösterilerek altı ay daha uzatılabilir (m. 102/4).
  • Çocuklar bakımından süreler, fiili işlediği sırada on beş yaşını doldurmamış olanlar için yarı oranında, on sekiz yaşını doldurmamış olanlar için dörtte üç oranında uygulanır (m. 102/5).

Uzatma kararları, Cumhuriyet savcısının, şüpheli veya sanık ile müdafiinin görüşleri alındıktan sonra verilir (m. 102/3).

Bu rakamlar birer üst sınırdır, hedef değil. Bir dosyada tutukluluğun bir yıl sürebilecek olması, bir yıl sürmesinin hukuka uygun olduğu anlamına gelmez; her otuz günlük incelemede dört unsurun yeniden gerekçelendirilmesi gerekir.

Adli Kontrol: Tahliye Talebinin En Güçlü Dayanağı

Tahliye taleplerinin büyük bölümü "serbest bırakılsın" demekle yetinir. Daha etkili olan, hâkime somut bir alternatif sunmaktır. Kanun bu alternatifi m. 109'da düzenler: tutuklama sebepleri bulunsa bile şüphelinin tutuklanması yerine adli kontrol altına alınmasına karar verilebilir.

Başlıca adli kontrol yükümlülükleri şunlardır (m. 109/3):

  • Yurt dışına çıkamamak,
  • Hâkimin belirlediği yerlere, belirtilen sürelerde düzenli olarak başvurmak (imza yükümlülüğü),
  • Belirlenecek bir güvence miktarını yatırmak,
  • Silah bulunduramamak veya taşıyamamak,
  • Konutunu terk etmemek (ev hapsi),
  • Belirli bir yerleşim bölgesini terk etmemek,
  • Belirlenen yer veya bölgelere gitmemek.

Talepte hangi yükümlülüğün neden yeterli olacağını somut olarak göstermek gerekir. Kaçma şüphesine karşı yurt dışı çıkış yasağı ve imza; mağdur üzerinde baskı şüphesine karşı belirli yerlere gitmeme yükümlülüğü gibi. Hâkim adli kontrolün neden yetersiz kalacağını gerekçelendirmek zorunda olduğuna göre (m. 101/2-d), dilekçenin de bu soruya somut bir cevap vermesi beklenir.

Kanun iki grup için adli kontrolü özel olarak anar (m. 109/4): maruz kaldığı ağır hastalık veya engellilik nedeniyle ceza infaz kurumu koşullarında hayatını yalnız idame ettiremediği tespit edilenler ile gebe olan veya doğum yapmasının üzerinden altı ay geçmemiş kadınlar. Bu kişilerin tutuklanması yerine adli kontrol altına alınmasına karar verilebilir.

Mahsup bakımından bir not: adli kontrol altında geçen süre kural olarak cezadan düşülmez. İstisnası tedavi yükümlülüğü ve ev hapsidir; konutunu terk etmeme yükümlülüğü altında geçen her iki gün, cezanın mahsubunda bir gün olarak dikkate alınır (m. 109/6).

Adli kontrolün de bir süresi var

Tahliye edilen kişi çoğu zaman yıllarca imza vermeye ya da yurt dışı yasağıyla yaşamaya devam eder. Bu da sınırsız değildir. 2021'de eklenen CMK m. 110/A'ya göre adli kontrol süresi, ağır ceza mahkemesinin görevine girmeyen işlerde en çok iki yıldır ve zorunlu hâllerde bir yıl daha uzatılabilir; ağır ceza mahkemesinin görevine giren işlerde en çok üç yıldır, uzatma toplam üç yılı, belirli suçlarda dört yılı geçemez. Çocuklar bakımından süreler yarı oranında uygulanır. Adli kontrolün devamının gerekip gerekmediği ayrıca en geç dört aylık aralıklarla incelenir (m. 110/4).

Anayasa Mahkemesi'nin 5 Mayıs 2026 tarihli Ahmet Uyguç kararı bu sürelerin ne kadar ciddiye alınması gerektiğini gösteriyor. Başvurucu 2017'den beri yurt dışına çıkış yasağı altındaydı ve bu yükümlülüğe aykırı davrandığı gerekçesiyle 2025'te tutuklandı. Mahkeme, Genel Kurul'un Veysel Kuşçu kararındaki ilkeleri uygulayarak, m. 110/A'daki azami sürenin kanun yolu aşamaları da dâhil edilerek tedbirin başladığı tarihten itibaren hesaplanması gerektiğini; azami süresi dolan bir adli kontrol tedbirinin hukuki geçerliliğini yitirdiğini ve süresi dolmuş bir yükümlülüğe aykırılık nedeniyle verilen tutuklama kararının kanunilik şartını taşımadığını belirtti. Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ve başvurucuya 250.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar verildi.[2]

Pratik sonuç şudur: uzun süredir adli kontrol altındaysanız, tedbirin başlangıç tarihini ve azami süreyi hesaplatın. Süresi dolmuş bir tedbirin kaldırılması istenebilir.

Ailenin İlk Günlerde Yapması Gerekenler

  • Kararın bir örneğini edinin. Tutuklama kararının yazılı örneği şüpheliye verilmek zorundadır. İtirazın neye dayanacağı kararın gerekçesine bakılarak belirlenir.
  • Kararı hangi merciin, hangi tarihte verdiğini not edin. İki haftalık itiraz süresi ve itirazı inceleyecek merci buna göre belirlenir.
  • Müdafi konusunu hemen netleştirin. Sorguda baro tarafından görevlendirilmiş bir müdafi bulunmuş olabilir; dosyayı kimin takip edeceği ilk gün belli olmalıdır.
  • Kaçma şüphesini çürütecek belgeleri toplayın. Yerleşim yeri belgesi, çalışma ve SGK kayıtları, işyeri ya da vergi kaydı, öğrenci belgesi, bakmakla yükümlü olunan aile bireylerine ilişkin belgeler.
  • Sağlık durumu varsa belgeleyin. Ağır hastalık, engellilik ve gebelik, kanunda adli kontrol bakımından özel olarak anılan hâllerdir.
  • Dosya hakkında telefonda ve mesajla konuşmayın. Tanık ya da mağdurla temas kurmaya çalışmak, iyi niyetle yapılsa bile "delilleri etkileme" şüphesini güçlendirir ve tahliyeyi zorlaştırır.

Sonuç

Tutuklama kararı son söz değildir; kanun onu sürekli denetlenmesi gereken geçici bir tedbir olarak kurmuştur.

  • Tutuklama için kuvvetli şüphe, tutuklama nedeni, ölçülülük ve adli kontrolün yetersizliği somut olgularla gerekçelendirilmek zorundadır. "Katalog suç" tek başına yeterli değildir.
  • Karara iki hafta içinde, kararı veren mercie verilecek dilekçeyle itiraz edilir. Sulh ceza hâkimliğinin tutuklama kararına itirazı asliye ceza mahkemesi hâkimi inceler.
  • Tahliye talebi süreye bağlı değildir, her aşamada verilebilir ve üç gün içinde karara bağlanır. Reddi hâlinde itiraz yolu yeniden açılır.
  • Tutukluluk, soruşturmada en geç otuz günde bir, kovuşturmada her oturumda yeniden incelenir.
  • Tahliye talebinde somut bir adli kontrol önerisi sunmak, yalnızca serbest bırakılmayı istemekten daha etkilidir.
  • Hem tutukluluğun hem adli kontrolün azami süreleri vardır; süresi dolan tedbir sürdürülemez.

Yargılama beraatle ya da kovuşturmaya yer olmadığına dair kararla sonuçlanırsa, tutuklu geçen süre için Devletten tazminat istenebilir. Bunu Tutuklu Yargılandım / Gözaltında Kaldım Ama Beraat Ettim — Devletten Tazminat Alabilir miyim? yazısında ayrıntılı olarak anlattım. Soruşturmadan hükme kadar sürecin bütünü için Ceza Davası Süreci yazısına bakabilirsiniz.

Çanakkale ve çevresinde tutuklamaya itiraz, tahliye talebi, adli kontrol tedbirlerinin kaldırılması ve tutukluluk incelemelerinde müdafilik hizmeti sunuyorum. Bu işlerde süre belirleyicidir; kararın örneğiyle birlikte iletişim sayfasından ya da doğrudan telefonla ulaşabilirsiniz. Hizmet alanları için Çanakkale Ceza Avukatı ve Çanakkale İnfaz Avukatı sayfalarına göz atabilirsiniz.

Bu yazı genel bilgilendirme amaçlıdır ve hukuki danışmanlık yerine geçmez. Tutuklama ve tahliye kararları her dosyanın delil durumuna ve somut koşullarına göre verilir; yazıdaki hiçbir ifade belirli bir sonucun taahhüdü olarak anlaşılmamalıdır. Süreler ve yetkili merciler bakımından somut dosyanız için gecikmeden bir avukata danışmanızı öneririm.

Kaynak Kararlar ve Mevzuat

  1. Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 2018/153 E., 2020/446 K., 05.11.2020 tarih. CMK'da sınırlı olarak sayılan zorunlu müdafilik hâlleri arasında şüpheli veya sanığın tutuklama talebiyle sevk edilmesinin (m. 101/3) de bulunduğuna, bu hâllerde istem bulunmasa hatta açıkça müdafi istenmediği beyan edilse bile müdafi görevlendirme zorunluluğu olduğuna; müdafi zorunluluğunun ilk tutuklama talebi için öngörüldüğüne ve tutukluluğun devamına ilişkin kararlar bakımından ayrı bir zorunluluk düzenlenmediğine ilişkindir. Aynı yönde: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 2018/441 E., 2020/468 K., 19.11.2020. Tam metin: mevzuat.adalet.gov.tr üzerinden karar metni. ↩ Metne dön
  2. Anayasa Mahkemesi, Ahmet Uyguç başvurusu, B. No: 2025/36835, 05.05.2026 (İkinci Bölüm). Yurt dışına çıkmama şeklindeki adli kontrol yükümlülüğüne aykırı davranılması üzerine uygulanan tutuklama tedbiri nedeniyle Anayasa'nın 19. maddesinde güvence altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkindir. Karar, Veysel Kuşçu [GK], B. No: 2023/95649, 16.12.2025 kararına dayanmaktadır. Tam metin: Anayasa Mahkemesi Kararlar Bilgi Bankası. ↩ Metne dön
  3. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m. 91 (gözaltı; yedinci fıkra sorguda müdafinin hazır bulunmasına ilişkindir), m. 100 (tutuklama nedenleri), m. 101 (tutuklama kararı; ikinci fıkranın (d) bendi 8/7/2021 tarihli ve 7331 sayılı Kanunla eklenmiştir), m. 102 (tutuklulukta geçecek süre; dördüncü ve beşinci fıkralar 17/10/2019 tarihli ve 7188 sayılı Kanunla eklenmiştir), m. 103, m. 104 ve m. 105 (salıverilme istemleri ve usul), m. 108 (tutukluluğun incelenmesi), m. 109 (adli kontrol), m. 110 ve m. 110/A (adli kontrol kararı ve adli kontrol altında geçecek süre; 7331 sayılı Kanunla eklenmiştir), m. 262 (yasal temsilcinin ve eşin başvurma hakkı), m. 268 (itiraz usulü ve inceleme mercileri; üçüncü fıkranın (b) bendi 7331 sayılı Kanunla değişik), m. 269, m. 270 ve m. 271 (itirazın etkisi, incelenmesi ve karar).
İletişime Geç ← Blog Listesine Dön