İnşaatta bir kaza olduğunda sorulan ilk soru hep aynıdır: "Kim sorumlu?"
Bu soruya verilen en yaygın cevap da yanlıştır. Yaralanan ya da hayatını kaybeden işçinin yakınları çoğu zaman "işçi taşeronun işçisiydi, taşeronun malı mülkü yok, yapacak bir şey yok" cevabıyla karşılaşır. Müteahhit tarafında ise bunun aynası vardır: "işi taşerona verdim, benim sorumluluğum bitti."
İkisi de doğru değil. İnşaat iş kazalarında hukuk tek bir sorumlu aramaz — bir zincir kurar. Bu zincirde işveren, alt işveren, asıl işveren, şantiye şefi, iş güvenliği uzmanı, proje müdürü, hatta formen ayrı ayrı yer alabilir. Ve kritik nokta şudur: zincirdeki halkalar müteselsilen sorumludur — yani zararın tamamı için hepsine birden gidilebilir.
Bu yazıda o zinciri madde madde açıyorum: kim hangi sıfatla sorumlu, kusur pratikte nasıl paylaştırılıyor, hangi davalar açılır, hangi süreler işler ve nerede hata yapılıyor. Yazı hem kaza geçiren işçi ve yakınları hem de müteahhit ve şirketler için yazıldı; iki tarafın da bilmesi gereken şeyler büyük ölçüde aynı.
Bu yazı, sitedeki Şantiye Şefi Olarak Neyden Sorumluyum? ve Müteahhit Binayı Bitirmedi yazılarının arasındaki boşluğu dolduruyor.
Önce Eşik: Olay "İş Kazası" mı?
Her şey bu tespite bağlı. Olay iş kazası sayılmıyorsa aşağıdaki mekanizmaların hiçbiri çalışmaz.
5510 sayılı Kanun m. 13, iş kazasını beş hâlde tanımlar. İnşaat bakımından en çok işleyenler şunlardır: sigortalının işyerinde bulunduğu sırada, işveren tarafından yürütülmekte olan iş nedeniyle, işçinin görevli olarak işyeri dışında başka bir yere gönderilmesi nedeniyle asıl işini yapmaksızın geçen zamanlarda ve işverence sağlanan bir taşıtla işin yapıldığı yere gidiş gelişi sırasında meydana gelen olaylar.
Son bende dikkat: şantiye servisiyle giderken meydana gelen kaza da iş kazasıdır. Uygulamada en çok gözden kaçan hâl budur.
Tanımın sonundaki ölçüt de geniştir: olayın sigortalıyı "hemen veya sonradan bedenen ya da ruhen engelli hâle getirmesi" yeterlidir. Yani sonuç kazadan günler, aylar sonra ortaya çıkmış olabilir.
Bildirim: kolluğa derhal, SGK'ya üç iş günü
m. 13/2 uyarınca iş kazası, işveren tarafından o yer yetkili kolluk kuvvetlerine derhal, Kuruma ise en geç kazadan sonraki üç iş günü içinde bildirilmek zorundadır.
Bu süre kaçırılırsa sonucu doğrudan işveren öder: 5510 m. 21/2 uyarınca, bildirim yapılmaması hâlinde bildirim tarihine kadar geçen süre için sigortalıya ödenecek geçici iş göremezlik ödeneği Kurumca işverenden tahsil edilir.
İşçi tarafı için de not: SGK olayın iş kazası sayılıp sayılmayacağını denetmen veya müfettiş eliyle soruşturabilir. Bu soruşturmada çıkan denetim raporu, sonraki tazminat davasının temel belgelerinden biri hâline gelir. Kaza hiç bildirilmemişse ya da "merdivenden düştü, işle ilgisi yok" şeklinde kayda geçirilmişse, işin başında iş kazasının tespiti davası açılması gerekebilir.
Sorumluluk Zinciri: Kim, Hangi Sıfatla?
Şimdi zincirin halkalarına tek tek bakalım.
1. İşveren — zincirin merkezi
Merkezde işverenin işçiyi gözetme borcu vardır. TBK m. 417/2 bunu açık yazar: işveren, işyerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmakla yükümlüdür.
Aynı maddenin üçüncü fıkrası, tazminat hukuku açısından belirleyici hükmü içerir: işverenin kanuna ve sözleşmeye aykırı davranışı nedeniyle işçinin ölümü, vücut bütünlüğünün zedelenmesi veya kişilik haklarının ihlaline bağlı zararların tazmini, sözleşmeye aykırılıktan doğan sorumluluk hükümlerine tabidir.
Bu teknik cümlenin pratik anlamı büyüktür: sorumluluk haksız fiile değil, sözleşmeye dayanır. Bunun iki sonucu vardır — zamanaşımı on yıldır, ve özen borcunu yerine getirdiğini ispat yükü işverendedir. İşçi "işveren kusurluydu"yu ispatlamak zorunda değildir; işveren "gerekli her türlü önlemi aldım"ı ispatlamak zorundadır.
6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu m. 4 bu yükümlülüğü somutlaştırır. İşveren; mesleki risklerin önlenmesi, eğitim ve bilgi verilmesi dâhil her türlü tedbirin alınması, organizasyonun yapılması, gerekli araç ve gereçlerin sağlanması için çalışmalar yapar; alınan tedbirlere uyulup uyulmadığını izler, denetler ve uygunsuzlukların giderilmesini sağlar; risk değerlendirmesi yapar veya yaptırır; çalışana görev verirken işe uygunluğunu göz önüne alır.
Maddenin ikinci ve üçüncü fıkraları, savunmada en çok denenen iki argümanı önceden kapatır:
- "İş güvenliği uzmanından hizmet alıyordum." → m. 4/2: "İşyeri dışındaki uzman kişi ve kuruluşlardan hizmet alınması, işverenin sorumluluklarını ortadan kaldırmaz."
- "İşçi kurallara uymadı." → m. 4/3: "Çalışanların iş sağlığı ve güvenliği alanındaki yükümlülükleri, işverenin sorumluluklarını etkilemez."
İşçinin kendi kusuru tamamen etkisiz değildir — aşağıda göreceğimiz gibi tazminattan indirim sebebidir. Ama işverenin sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.
2. Asıl işveren – alt işveren (taşeron): müteselsil sorumluluk
İnşaatta en çok işleyen halka budur, çünkü işler neredeyse her zaman taşeronlara bölünerek yürütülür.
4857 sayılı İş Kanunu m. 2, asıl işveren–alt işveren ilişkisini tanımladıktan sonra şu kuralı koyar: "Bu ilişkide asıl işveren, alt işverenin işçilerine karşı o işyeri ile ilgili olarak bu Kanundan, iş sözleşmesinden veya alt işverenin taraf olduğu toplu iş sözleşmesinden doğan yükümlülüklerinden alt işveren ile birlikte sorumludur."
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi bu kuralın iş kazası tazminatındaki karşılığını istikrarlı biçimde formüle ediyor: asıl işveren zarardan alt işveren ile birlikte müteselsilen sorumludur; bu nedenle iş kazasına uğrayan alt işverenin işçisi veya ölümü hâlinde mirasçıları tazminat davasını müteselsil sorumlu olan asıl işveren ve alt işverene karşı birlikte açabilecekleri gibi, yalnızca asıl işverene veya yalnızca alt işverene karşı da açabilirler.[1]
İşçi tarafı için bu, yazının en önemli cümlesidir. Taşeronun ödeme gücü yoksa dosya bitmemiştir. Zararın tamamı için asıl işverene — çoğu zaman ana yükleniciye ya da işin sahibi büyük şirkete — gidilebilir. Asıl işverenin kendi iç ilişkisinde taşerona rücu etmesi ayrı bir meseledir ve işçiyi ilgilendirmez.
Müteahhit tarafı içinse aynı cümle ters yönde okunur: işi taşerona vermek sorumluluğu devretmez. Sözleşmeye "iş güvenliği taşerona aittir" yazmak işçiye karşı sizi kurtarmaz; yalnızca iç ilişkide rücu imkânı doğurur.
Bir uyarı daha: aynı Daire, alt işveren ilişkisinin gerçek olup olmadığının ayrıca incelendiğini vurguluyor. İlişki muvazaalıysa — yani taşeron gerçekte bağımsız bir işveren değil, kâğıt üzerinde kurulmuş bir yapıysa — İş Kanunu m. 2 uyarınca alt işverenin işçileri başlangıçtan itibaren asıl işverenin işçisi sayılır.
3. Şantiye şefi
Şantiye şefinin sorumluluğunu ayrı bir yazıda ayrıntılı işledim; burada iş kazasına bakan yüzünü özetliyorum.
Şantiye şefi, ruhsat dosyasında adı geçen ve şantiyede iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanmasından sorumlu teknik kişidir. Kusur raporlarında neredeyse her zaman ayrı bir kalem olarak yer alır.
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi'nin 22 Mayıs 2025 tarihli kararına konu dosya, şantiye şefleri için çok öğretici bir ayrıntı içeriyor. Tanık ve müşteki anlatımlarına göre şantiye şefi zaman zaman inşaat alanına geliyor ve işçiye çalışma tarzıyla ilgili talimat veriyordu. Buna rağmen kusurlu bulundu — gerekçe şu: "işyerinde gördüğü eksiklikleri ve alınması gereken önlemleri işverene bildirdiğine dair bir belge ve raporun dosya içinde bulunmadığı."[2]
Yani şantiyeye gitmek yetmiyor. Gördüğünüz eksikliği yazılı olarak bildirmiş olmanız gerekiyor. Şantiye şefini koruyan şey, şantiyeye geldiğini söyleyen tanık değil, işverene gönderdiği yazıdır.
Aynı kararda bir başka ayrıntı müteahhitler için önemli: işi "anahtar teslimi" vermediği, malzeme ve işçiliği kendisi karşıladığı, işçiyle bizzat anlaştığı tespit edilen iş sahibi de kusurlu bulunmuştur. Arsa sahibi ya da iş sahibi sıfatı, işin fiilen içindeyseniz koruma sağlamaz.
4. İş güvenliği uzmanı ve işyeri hekimi
Burada yaygın bir yanılgıyı düzeltmek gerekiyor: iş güvenliği uzmanı, kaza olduğunda otomatik olarak kusurlu sayılmaz.
Yargıtay 12. Ceza Dairesi'nin 23 Aralık 2025 tarihli kararına konu ölümlü olayda, asıl işveren vekili, alt işveren yetkilisi ve şantiye sorumlusu asli kusurlu bulunurken, iş güvenliği uzmanları kusursuz kabul edilmiştir. Gerekçe somuttur: uzmanlar işyerinde risk değerlendirmesi yaparak işverenlere rapor olarak sunmuş, işe başlama eğitimlerinin ve kişisel koruyucu donanımların verilip verilmediğini denetlemişlerdir.[3]
Buna karşılık, 3 Mart 2026 tarihli bir başka dosyada ana yüklenicinin iş güvenliği uzmanı, sahadaki diğer işverenlerin faaliyetlerinde yüksekten düşmeye karşı alınması gereken tedbirlerin yeterliliğini denetlemediği için kusurlu bulunmuştur.
Kural nettir: uzmanın sorumluluğu yaptığı işin kaydına göre belirlenir. Risk değerlendirmesini yapıp yazılı olarak sunmuş, eksikliği bildirmiş uzman korunur; sadece kâğıt üzerinde görünen uzman korunmaz. Bu, şantiye şefi için geçerli olan mantığın aynısıdır.
İşyeri hekimi tarafında ise temel kalem sağlık gözetimidir. 6331 m. 15/2 kesin bir yasak koyar: "Tehlikeli ve çok tehlikeli sınıfta yer alan işlerde çalışacaklar, yapacakları işe uygun olduklarını belirten sağlık raporu olmadan işe başlatılamaz." İnşaat işleri bu sınıftadır. Sağlık raporu olmadan çalıştırma, kusur raporlarında doğrudan bir kalem olarak karşınıza çıkar.
5. Proje müdürü, şantiye sorumlusu, formen
Zincir teknik kadroyla bitmez. Kusur raporları, sahada fiilen gözetim görevi olan herkesi ayrı ayrı değerlendirir: proje müdürü, şantiye sorumlusu ve yardımcısı, ekip başındaki formen.
Bu kişiler çoğu zaman "ben de işçiyim" diye düşünür. Hukuken durum farklıdır: İş Kanunu m. 2 uyarınca işveren adına hareket eden ve işin, işyerinin ve işletmenin yönetiminde görev alan kimselere işveren vekili denir ve "bu Kanunda işveren için öngörülen her çeşit sorumluluk ve zorunluluklar işveren vekilleri hakkında da uygulanır."
Yani sahada emir veren pozisyondaysanız, ceza dosyasında sanık, tazminat dosyasında kusur kalemi olarak yer alabilirsiniz.
Kusur Pratikte Nasıl Paylaştırılıyor?
Soyut anlatım yerine gerçek bir dosyaya bakalım.
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi'nin 3 Mart 2026 tarihli kararına konu ölümlü çatı kazasında kusur şöyle dağıtılmıştır:[4]
- Metal çatı işlerini üstlenen şirket: %10
- Yatırım ve inşaat şirketi: %10
- İşletme şirketi: %10
- Proje müdürü: %2
- Şantiye sorumlusu: %2
- Şantiye sorumlusu yardımcısı: %2
- Çatı ekibinden sorumlu formen: %2
- Ana yüklenicinin iş güvenliği uzmanı: %2
- Hayatını kaybeden işçi: %30
Bu tablodan çıkan üç ders var:
- Şirketler taşır, kişiler işaretlenir. Tazminat yükünün ezici kısmı tüzel kişilerdedir; gerçek kişilere düşen paylar küçüktür. Ama tazminattaki küçük pay, ceza dosyasında sanıklık anlamına gelir.
- Sorumluluk koordinasyon eksikliğinden de doğar. Kararda şirketlere yüklenen kusurun gerekçesi kendi işçilerinin hatası değil; sahadaki işverenlerin faaliyetlerini iş sağlığı ve güvenliği yönünden koordine etmemek ve denetlememektir. Aynı şantiyede birden fazla firma çalışıyorsa bu kalem kaçınılmaz olarak gündeme gelir.
- İşçiye de kusur verilebilir — bu dosyada %30. Bu, tazminattan doğrudan indirim demektir.
İşçinin kusuru her zaman verilmez
Önemli bir karşı örnek: Yargıtay 12. Ceza Dairesi'nin 19 Şubat 2025 tarihli kararında, 7. kattan asansör boşluğuna düşerek hayatını kaybeden işçi kusursuz kabul edilmiştir. Gerekçe; işçinin 18 yaşından küçük olması, yapı işlerinin çok tehlikeli işler kapsamında bulunması nedeniyle bu işlerde çalıştırılmasının zaten yasak olması ve "yaşı, tecrübesi ve mesleki yeterliliği düşünülerek tehlike ve riskleri öngörmesinin beklenir bir davranış olmadığı"dır. Aynı dosyada müteahhit, alt işveren yetkilisi ve şantiye şefi asli kusurlu bulunmuştur.[5]
Buradaki ölçüt, işçiden beklenebilecek öngörüdür. Eğitim verilmemiş, donanım sağlanmamış, işe uygun olmayan bir işçiye "dikkat etseydi" denemez.
Hangi Davalar Açılabilir?
İş kazası tek bir dava değil, birbirinden bağımsız yürüyen birkaç süreç doğurur.
Yaralanma hâlinde — işçinin kendi davası
- Maddi tazminat: Esas kalem, sürekli iş göremezlikten doğan çalışma gücü kaybı tazminatıdır. Hesap, işçinin geliri ve maluliyet oranı üzerinden aktüeryal olarak yapılır.
- Manevi tazminat: Yaralanmanın ağırlığı, tedavi süreci ve tarafların kusur durumuna göre takdir edilir.
- Tedavi giderleri, bakıcı gideri ve kazanç kaybı ayrı kalemler olarak talep edilebilir.
Ölüm hâlinde — yakınların davası
- Destekten yoksun kalma tazminatı: Ölenin desteğinden yoksun kalanların açtığı davadır. Eş, çocuklar ve şartları varsa anne-baba talep edebilir. Hak, mirasçılık sıfatından değil, fiilen destek görmekten doğar.
- Manevi tazminat: Yakınlar kendi acıları için ayrıca talep eder.
- Cenaze ve defin giderleri.
Destekten yoksun kalma ve bedensel zararların nasıl hesaplanacağını TBK m. 55 düzenler. Maddenin ilk fıkrasındaki iki kural sık tartışma konusu olur: kısmen veya tamamen rücu edilemeyen sosyal güvenlik ödemeleri ile ifa amacını taşımayan ödemeler bu zararların belirlenmesinde gözetilemez, zarardan indirilemez; ve hesaplanan tazminat, miktar esas alınarak hakkaniyet düşüncesiyle artırılamaz veya azaltılamaz.
Sigortalı olmadan çalışıyorduysa?
İnşaatta çok karşılaşılan durumdur. Sigortasız çalışma, tazminat hakkını ortadan kaldırmaz — ancak önce hizmet tespiti davası ile çalışmanın ispatlanması gerekebilir. Bu, tazminat davasından ayrı ve zaman alan bir süreçtir; kaza sonrası ilk günlerde tanık ve belge toplamak bu yüzden kritiktir.
2026'da Değişen Kural: Faiz Artık Ne Zaman Başlıyor?
Bu başlık, davanın rakamsal sonucunu doğrudan etkilediği için ayrı açıyorum.
TBK m. 55'e 16 Temmuz 2026 tarihli ve 7589 sayılı Kanunla iki yeni fıkra eklendi. Birincisi faiz başlangıcını ikiye ayırıyor:
Çalışma gücünün azalması veya yitirilmesinden doğan kayıplar ile destekten yoksun kalma tazminatlarında, zarar görenin veya destekte bulunan kişinin kazancının bilindiği döneme ilişkin hesaplanan tazminata haksız fiilin veya zarar doğuran olayın meydana geldiği tarihten; kazancın bilinemediği döneme ilişkin hesaplanan tazminata ise karar tarihinden itibaren kanuni faiz işler.
İkinci yeni fıkra ise mahsuba ilişkindir: bu tazminatlar için ifa amacıyla tahkikat başlayıncaya kadar ödenen bedel, ödeme tarihine göre belirlenecek tazminat miktarından oransal olarak mahsup edilir.
Pratik sonuçları:
- İşçi/yakın tarafı için: Tazminatın "bilinmeyen dönem" kısmına artık kaza tarihinden değil karar tarihinden faiz işliyor. Uzun süren dosyalarda bu ciddi bir fark yaratır — yargılamayı hızlandırmanın değeri arttı.
- İşveren tarafı için: Erken ödeme artık daha anlamlı. Tahkikat başlamadan yapılan ifa amaçlı ödeme, oransal olarak mahsup ediliyor.
- Bu düzenleme yenidir ve uygulaması içtihatla oturacaktır. Derdest bir dosyanız varsa hesap raporuna bu çerçevede itiraz edilip edilmeyeceğini mutlaka değerlendirin.
SGK Ne Öder, Ne İster? (Rücu Davası)
Sık karıştırılan nokta şu: SGK'nın yaptığı ödemeler tazminat değildir ve tazminat davasının yerine geçmez.
Kurum, sigortalıya geçici iş göremezlik ödeneği, sürekli iş göremezlik geliri veya hak sahiplerine ölüm geliri bağlar. Sonra bu yükü işverene döner.
5510 m. 21/1: iş kazası, işverenin kastı veya sigortalıların sağlığını koruma ve iş güvenliği mevzuatına aykırı bir hareketi sonucu meydana gelmişse, Kurumca yapılan veya ileride yapılması gereken ödemeler ile bağlanan gelirin ilk peşin sermaye değeri toplamı, sigortalı veya hak sahiplerinin işverenden isteyebilecekleri tutarlarla sınırlı olmak üzere Kurumca işverene ödettirilir. Maddenin son cümlesi işveren lehine bir sınır koyar: "İşverenin sorumluluğunun tespitinde kaçınılmazlık ilkesi dikkate alınır."
Kaza üçüncü bir kişinin kusurundan doğmuşsa oran değişir: m. 21/4 uyarınca bu kez ilk peşin sermaye değerinin yarısı, zarara sebep olan üçüncü kişilere ve kusurları varsa onları çalıştıranlara rücu edilir.
Müteahhitler için pratik uyarı: iş kazası dosyası çoğu zaman üç ayrı cepheden gelir — işçinin/yakınlarının tazminat davası, SGK'nın rücu davası ve ceza davası. Üçü ayrı mahkemelerde yürür ve biri lehinize sonuçlandı diye diğeri düşmez.
Cezai Sorumluluk
Ölümle sonuçlanan iş kazalarında savcılık TCK m. 85 uyarınca taksirle öldürmeden soruşturma yürütür. Ceza, bir kişinin ölümünde iki yıldan altı yıla kadar hapis; fiil birden fazla kişinin ölümüne ya da bir veya birden fazla kişinin ölümüyle birlikte yaralanmasına neden olmuşsa iki yıldan on beş yıla kadar hapistir.
Kritik ayrım bilinçli taksirdir (TCK m. 22/3). Fail öngördüğü neticeyi istememesine rağmen gerçekleşmişse ceza artırılır. İnşaat dosyalarında bu hükmün uygulanması istisna değildir: örneğin şantiye alanının bariyerle kapatılmaması ve güvenlik önlemleri alınmaksızın çalışmanın sürdürülmesi hâllerinde bilinçli taksir tartışması doğrudan gündeme gelir.
Tazminat dosyasındaki kusur oranı ile ceza dosyasındaki sonuç birbirine bağlı değildir. Tazminatta %2 kusurlu bulunmak ceza dosyasında beraat anlamına gelmez; tersi de geçerlidir.
Usul: İki Kural, Bir Tuzak
Arabuluculuk: iş kazası davaları istisnadır
İş hukukunda genel kural, dava açmadan önce arabulucuya başvurmaktır. 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu m. 3/1, işçi veya işveren alacağı ve tazminatı ile işe iade talebiyle açılan davalarda arabulucuya başvurulmuş olmasını dava şartı sayar.
İş kazası bu kuralın dışındadır. Aynı maddenin üçüncü fıkrası açıktır: "İş kazası veya meslek hastalığından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat ile bunlarla ilgili tespit, itiraz ve rücu davaları hakkında birinci fıkra hükmü uygulanmaz."
Yani iş kazasından doğan tazminat davasında doğrudan dava açılır. Boşuna arabuluculuk sürecine girip zaman kaybetmeye gerek yoktur. İstisna, tespit ve rücu davalarını da kapsar. (Aynı ayrıma Tazminatımı Alamıyorum — Nereye Başvurmalıyım? yazısında da değinmiştim.)
Dikkat: kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, fazla mesai gibi işçilik alacakları istisna kapsamında değildir. Kaza sonrası iş sözleşmesi de sona ermişse, o alacaklar için arabuluculuk yine zorunludur. İki süreci ayırmak gerekir.
Zamanaşımı
İşverene karşı açılacak tazminat davası sözleşmeye aykırılığa dayandığından zamanaşımı on yıldır. Ayrıca fiil aynı zamanda suç oluşturuyorsa, daha uzun olan ceza zamanaşımı süresi uygulanır. Yine de bu süreleri bir rahatlama olarak okumamak gerekir: geçen her yıl delilin — tanığın, kamera kaydının, şantiye defterinin — kaybolması demektir.
Tuzak: müteselsil sorumlulardan birinden feragat
Bu, yazının en teknik ama pratikte en pahalıya mal olan başlığı. İşçi tarafı için ciddi bir uyarıdır.
Müteselsil sorumlulardan biriyle anlaşıp o davalı yönünden davadan feragat etmek, sanıldığı gibi masum bir işlem değildir. Yargıtay 10. Hukuk Dairesi'nin 4 Mayıs 2026 tarihli kararında aktarılan kural şudur: TBK m. 168/2 gereğince alacaklı, diğerlerinin zararına olarak borçlulardan birinin durumunu iyileştirirse bunun sonuçlarına katlanır. Müteselsil sorumlulardan biri hakkındaki davadan feragat edilmesi, diğer müteselsil sorumlu yönünden de teselsülden feragat niteliği taşır ve böylece diğer davalı da bu çerçevede sorumluluktan kurtulmuş olur.[6]
Kararda bunun hesaba yansıması da gösterilmiştir: hakkındaki davadan feragat edilen şirketin kusuru dışlanarak tespit edilecek maddi tazminat üzerinden hüküm kurulması gerekir.
Pratik anlamı çok nettir. Diyelim ki asıl işveren ve taşeron davalı; asıl işveren "biz şu kadar ödeyelim, bizden feragat edin" diyor. Kabul ederseniz, onun kusur payı kadarını diğer davalıdan da isteyemez hâle gelebilirsiniz. Kâğıt üzerinde iyi görünen bir sulh, toplam alacağınızı düşürebilir.
Bu tür bir teklif geldiğinde yapılacak şey, feragat yerine sonuçları farklı olan hukuki araçları — örneğin ibra yerine kısmi ödeme kaydı ya da uygun biçimde düzenlenmiş bir sulh protokolü — değerlendirmektir. Karar, işin başında alınmalıdır.
Kaza Olduktan Sonra İlk Ne Yapmalı?
İşçi ve yakınları için:
- Kazanın kolluğa ve SGK'ya bildirildiğini teyit edin. Bildirilmemişse bunu kendiniz yapın ve kaydını saklayın.
- Hastane kayıtlarını, epikrizi ve tüm tedavi belgelerini eksiksiz toplayın.
- Olay yerinin ve eksik önlemlerin fotoğrafını çekin — açık boşluklar, olmayan korkuluk, file, iskele. Şantiye birkaç gün içinde düzeltilir; kaza anındaki hâlin tek kanıtı bu fotoğraflardır.
- Kazayı gören işçilerin ad ve iletişim bilgilerini alın. Tanıkların bir kısmı kısa süre sonra işten ayrılır ya da ulaşılamaz hâle gelir.
- Ruhsat dosyasından müteahhidin, şantiye şefinin ve varsa yapı denetim kuruluşunun kim olduğunu tespit edin. Zincirin kim olduğunu bilmeden dava açılmaz.
- İşverenin sunduğu belgeleri okumadan imzalamayın. Özellikle ibraname ve feragat içeren metinlerde ne imzaladığınızı önceden bilin.
Müteahhit ve işverenler için:
- Bildirim sürelerini kaçırmayın: kolluğa derhal, SGK'ya üç iş günü.
- Risk değerlendirmesi, İSG eğitim kayıtları, KKD teslim tutanakları, sağlık raporları ve şantiye defterini derhal derleyin. Savunmanızın tamamı bu dosyadır; kaza sonrası üretilen belge işe yaramaz.
- Aynı şantiyede birden fazla firma varsa koordinasyonu belgeleyin. Yukarıdaki kararlarda şirketlere kusur yükleyen ana gerekçe budur.
- Taşeron sözleşmenizdeki rücu ve sigorta maddelerini gözden geçirin — işçiye karşı sizi kurtarmaz ama iç ilişkide belirleyicidir.
- Ceza, tazminat ve rücu dosyalarını tek bir savunma stratejisiyle yürütün. Birinde verilen beyan diğerinde delil olur.
Sonuç
İnşaat iş kazalarında "kim sorumlu" sorusunun cevabı tek bir isim değildir. Hukuk, işi kimin organize ettiğine, kimin denetlemesi gerektiğine ve kimin önlem alma yetkisi olduğuna bakarak bir zincir kurar; sonra bu zincirin halkalarını zararın tamamından müteselsilen sorumlu tutar.
Bu yapının işçi tarafındaki karşılığı şudur: taşeronun ödeme gücü yoksa dosya bitmemiştir, zincirin yukarısına gidilebilir. Müteahhit tarafındaki karşılığı ise şudur: işi devretmek sorumluluğu devretmez, ancak kaydı tutulmuş bir denetim sistemi sorumluluğu ölçülebilir hâle getirir.
Her iki tarafta da belirleyici olan şey aynı: kayıt. Kusur raporları duyguya değil belgeye bakar. Risk değerlendirmesi yapılmış mı, eğitim verilmiş mi, donanım teslim edilmiş mi, eksiklik yazılı bildirilmiş mi, koordinasyon toplantısı kayda geçmiş mi. Kaza olduktan sonra bu belgeleri üretmek mümkün değildir.
Çanakkale ve çevresinde iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davaları, hizmet tespiti ve iş kazasının tespiti davaları, SGK rücu davalarına karşı savunma ve iş kazası kaynaklı ceza soruşturmalarında hukuki destek sunuyorum. Dosyanızı değerlendirmek için iletişim sayfasından ulaşabilirsiniz. İşçilik alacakları tarafı için Çanakkale İş Avukatı, ceza soruşturması tarafı için Çanakkale Ceza Avukatı, şirketler hukuku tarafı için Çanakkale Şirketler Avukatı sayfalarına göz atabilirsiniz.
Bu yazı genel bilgilendirme amaçlıdır ve hukuki danışmanlık yerine geçmez. Kusur dağılımı ve tazminat miktarı her dosyada somut delillere göre belirlenir; yazıdaki oranlar örnek kararlardan alınmış olup emsal teşkil etmez. Somut durumunuza özgü değerlendirme için bir avukata danışmanızı öneririm.
Kaynak Kararlar ve Mevzuat
- Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, 2025/13907 E., 2026/4369 K., 13.04.2026 tarih. Asıl işverenin zarardan alt işveren ile birlikte müteselsilen sorumlu olduğuna; iş kazasına uğrayan alt işveren işçisinin veya mirasçılarının tazminat davasını asıl işveren ve alt işverene birlikte ya da yalnızca birine karşı açabileceğine ilişkindir. Aynı yöndeki kararlar için ayrıca bkz. 10. Hukuk Dairesi, 2025/4247 E., 2026/1431 K., 16.02.2026; 2024/301 E., 2025/1953 K., 13.02.2025. Tam metin: mevzuat.adalet.gov.tr üzerinden karar metni. ↩ Metne dön
- Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, 2024/10797 E., 2025/8631 K., 22.05.2025 tarih. Şantiye şefinin inşaat alanına zaman zaman gelip talimat vermesine rağmen, gördüğü eksiklikleri ve alınması gereken önlemleri işverene bildirdiğine dair belge bulunmaması nedeniyle kusurlu kabul edilmesine; ayrıca anahtar teslimi niteliğinde olmayan inşaat sözleşmesinde iş sahibinin de bizzat kusurlu bulunmasına ilişkindir. Tam metin: mevzuat.adalet.gov.tr üzerinden karar metni. ↩ Metne dön
- Yargıtay 12. Ceza Dairesi, 2023/4199 E., 2025/9082 K., 23.12.2025 tarih. Yüksekten düşme sonucu ölümlü iş kazasında asıl işveren vekili, alt işveren yetkilisi ve şantiye sorumlusunun asli kusurlu bulunmasına; buna karşılık risk değerlendirmesi yaparak işverenlere rapor sunan ve eğitim ile kişisel koruyucu donanım denetimi yapan iş güvenliği uzmanlarının kusursuz kabul edilmesine ilişkindir. Tam metin: mevzuat.adalet.gov.tr üzerinden karar metni. ↩ Metne dön
- Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, 2026/237 E., 2026/2398 K., 03.03.2026 tarih. Ölümlü çatı kazasında kusurun şirketler, proje müdürü, şantiye sorumlusu ve yardımcısı, formen, iş güvenliği uzmanı ve işçi arasında ayrı ayrı paylaştırılmasına; şirketlere yüklenen kusurun gerekçesinin sahadaki işverenlerin faaliyetlerinin iş sağlığı ve güvenliği yönünden koordine ve denetim edilmemesi olduğuna ilişkindir. Tam metin: mevzuat.adalet.gov.tr üzerinden karar metni. ↩ Metne dön
- Yargıtay 12. Ceza Dairesi, 2023/5629 E., 2025/1796 K., 19.02.2025 tarih. Yedinci kattan asansör ve şaft boşluğuna düşme sonucu ölümlü iş kazasında; boşlukların kapatılmaması, güvenlik ağı bulunmaması, iş sağlığı ve güvenliği eğitimi verilmemesi ve kişisel koruyucu donanım sağlanmaması nedeniyle müteahhit, alt işveren yetkilisi ve şantiye şefinin asli kusurlu bulunmasına; 18 yaşından küçük olan ve çok tehlikeli sınıftaki yapı işlerinde çalıştırılması yasak olan işçinin ise kusursuz kabul edilmesine ilişkindir. Tam metin: mevzuat.adalet.gov.tr üzerinden karar metni. ↩ Metne dön
- Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, 2025/16414 E., 2026/6145 K., 04.05.2026 tarih. TBK m. 168/2 uyarınca müteselsil sorumlulardan biri hakkındaki davadan feragatin, diğer müteselsil sorumlu yönünden de teselsülden feragat niteliği taşıdığına ve hakkında feragat edilen davalının kusuru dışlanarak tazminat hesabı yapılması gerektiğine ilişkindir. Tam metin: mevzuat.adalet.gov.tr üzerinden karar metni. ↩ Metne dön
- 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu m. 13 (iş kazasının tanımı, bildirimi ve soruşturulması) ve m. 21 (işverenin ve üçüncü kişilerin sorumluluğu, rücu); 4857 sayılı İş Kanunu m. 2 (işveren vekili ile asıl işveren–alt işveren ilişkisi ve birlikte sorumluluk); 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu m. 4 (işverenin genel yükümlülüğü) ve m. 15 (sağlık gözetimi; tehlikeli ve çok tehlikeli sınıfta sağlık raporu zorunluluğu); 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 55 (destekten yoksun kalma ve bedensel zararların belirlenmesi; 16/7/2026 tarihli ve 7589 sayılı Kanunla eklenen faiz başlangıcı ve mahsup fıkraları), m. 168/2 (müteselsil borçlulardan birinin durumunun iyileştirilmesi) ve m. 417 (işverenin işçiyi gözetme borcu); 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu m. 3 (dava şartı olarak arabuluculuk ve iş kazası istisnası); 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu m. 22 (taksir ve bilinçli taksir) ve m. 85 (taksirle öldürme).